Çeviri Liber Eleştiri

Asla Sonlanmayacak 5 Feminist Mit

(Ana akım feminizmin istatistiksel verileri çarpıtma geleneği hakkında pek çok çalışması olan Christina Hoff Sommers’ın, Time.com’da çıkan bir yazısını sizin için çevirdik.)

Eğer gerçekten, kadınların içinde bulundukları durumu iyileştirmeye kendimizi adadıysak, doğru dürüst verilere ihtiyacımız var.

Sık sık Amerikalı kadınların durumunun ne kadar kötü olduğuyla ilgili uydurma istatistikler duyuyoruz. Bazı sahte veriler o kadar sık tekrar edildi ki, adeta eleştirel analizlere karşı dokunulmaz oldular.

Asılsız oldukları halde, bu uydurmalar, kongre tartışmaları için dayanak, yeni yasamalar için ilham ve üniversite programlarının odak noktası olmuşlardır.

Aşağıda, kendini kadınların durumunu iyileştirmeye samimiyetle adamış herkesin reddetmesi gereken en ünlü mitler bulunuyor.

Mit 1: Kadınlar dünyanın yarısını oluşturmakta, toplam çalışma süresinin üçte ikisinde etkili olmakta, dünyadaki gelirin %10′unu alırken, dünyadaki varlığın %1′inden azına sahip olmaktadır.

GERÇEK: Bu adaletsizlik düzmecesi, konunun savunucusu gruplar olan Dünya Bankası, Oxfam veBirleşmiş Milletler tarafından düzenli olarak alıntılanıyor. Söz konusu istatistikler tamamen uydurma.

15 yıldan fazla oldu, Sally Baden ve Anie Marie Goetz’in reddedilen iddiası şuydu: “Bu sayılar BM’de çalışan biri tarafından uydurulmuştu, çünkü o dönemde ona, cinsiyet temelli eşitsizliğin ne ölçüde olduğunu resmediyor gibi gelmişti. Halbuki bu verilerin doğru olduğuna dair hiç kanıt yoktu, bugünse böyle bir kanıtın varlığı olası değildir.”

Titizlikle hazırlanmış veriler bulunmamasına rağmen gayriciddi ekonomistler, kadınların dünyadaki gelirinin %10′unu kazandığına ya da dünya varlığının %1′ine sahip olduklarına inanırlar. The Atlantic’ten muhalif biri dört dörtlük bir maske düşürme olayından söz etti: “Sadece Amerikalı kadınlar dünya gelirinin %5.4′ünü kazanmakta.” Yale ekonomisti Cheryl Doss, kadınların Senegal’de %11′den Rwada ve Burundi’de %54′e kadar toprak sahibi olduğunu ortaya çıkardı. Üstelik Afrika ülkelerinde yaşayan kadınlar doğulu ve Asyalı benzerlerinden çok daha az gelişim göstermişlerdi.

Doss, “Doğrulanmamış istatistikleri kullanmak, (bu konuyu) dava edinmiş gruplar için zarar vericidir.” diyor. Geçersiz veriler sadece güvenirliğe zarar vermez, değişimin ölçülmesini imkansız kılarak mesafe katetmeyi engeller.

MİT 2: Her yıl 100.000 – 300.000 arası Amerikalı kız çocukları fuhuşa zorlanıyor.

GERÇEK: Bu şaşkınlık yaratan iddia, politikacılar, ünlüler ve gazeteciler arasındaki en çok tutulan iddiadır. Ashton Kutcher ve Demi Moore bunu büyük, ses getiren bir olaya dönüştürdü. Muhafazakarlar ve özgürlükçü reformistlerin ikisi de bu iddiayı yaydı. Eski Başkan Jimmy Carter yakın zamanda, Amerika’da bugün fuhuşa zorlanan kız çocuklarının durumunun 19. yüz yıl Amerikasındaki kölelerden daha kötü olduğunu söyledi.

Bu istatistiğin kaynağı Pensilvanya Üniversitesi’nden sosyolog Richard Estes ve Neil Alan Weiner’ın 2001′deki bir çocuk istismarı raporudur. Fakat Estes ve Weiner’in 100.000 – 300.000 arası tahmini, istismar tehlikesi altındaki çocuklara -gerçek kurbanlara değil- refere edilmişti. Village Voice’den 3 muhabir, Estes’e her yıl fuhuşa zorlanan ve alıkonulan çocukların ne kadar olduğunu sorduğunda “ Yaklaşık birkaç yüz insandan bahsediyoruz.” diye cevap verdi. Ve bu sayı büyük ihtimalle birçok erkek çocuğunu da içeriyordu. New York şehrinde 2008′de reşit olmayan seks işçileri sayımına göre yaklaşık yarısının erkek olduğu ortaya çıktı. Birkaç yüz çocuk elbette çok fazla, ancak bin kat şişirilmiş sayıların onlara bir yararı olmayacak.

MİT 3: Amerika’da kadınların %22 ile %35′i ev içi şiddet sebebiyle hastanelerin acil servislerine geliyor.

GERÇEK: Bu iddia sayısız bilgilendirme notunda, kitapta ve makalede görülmüştür. -mesela aile içi şiddet için rehberlik kitapları olan Domestic Violence Law ile Penguin Atlas of Women in the World’de yakın çevreden gelen şiddet açısından Uganda ve Haiti’yle denk durumda olan U.S.’in yerini doğrulamak için acil servis istatistiklerini kullanırlar.

Peki bunun kaynağı nedir? The Atlas bize birincil kaynağı sağlamıyor, ancak Domestic Violence Law’un editörü hem Justice Department’ın 1997′deki bir çalışmasına hem de the Centers for Disease Control adlı bir web sitesindeki 2009 tarihli bir yazıya atıfta bulunuyor. Fakat Justice Deparment’ta ve the CDC’de her yıl acil servise giden 40 milyon kadından bahsedilmiyor, buna karşın yakın birinden zarar ve şiddet görme sebebiyle her yıl acil servise gelen yaklaşık 550.000 kadın olduğu ifade ediliyor.

** **

MİT 4: Üniversitelerdeki her 5 kadından 1′i cinsel tacize uğramaktadır.

GERÇEK: Bu sansasyonel sayılar bugün medyanın her yerinde. Gazeteciler, senatörler ve hatta Başkan Obama dahi sürekli bundan bahsetmekte. Amerika’daki üniversitelerin kampüslerinin kadınlar için dünya üzerindeki en tehlikeli yer olduğu doğru olabilir mi?

2005′ten 2007′ye kadar yönetilen ve National Institute of Justice tarafından görevlendirilen Campus Sexual Assualt Study, 5 kadından 1′i istatistiğinin kaynağıdır. Önde gelen kriminolojist, Northeastern Universitesi’nden James Alan Fox ve Mount Holyoke Üniversitesi’nden Richard Moran bu istatistiklerin eksik yönlerini belirttiler. “2 büyük üniversitede yapılan bir ankete dayanan üniversitedeki kadınların arasında cinsel taciz oranının %19 olduğu tahmini ülke çapındaki üniversitelerdeki taciz oranlarını doğru yansıtmayabilir. Ayrıca söz konusu anket büyük oranda cevapsız kaldı. Büyük ihtimalle tacize uğrayanlar anket formunu doldurmaya daha eğilimli oldu. Bu, yaygın bir çalışmanın sonuçlarının abartılmasına neden olmuştur.

Fox ve Moran “cinsel taciz” tanımının, çalışmada fazlaca geniş anlamda kullanıldığına dikkat çekti. Eğer (öğrenciler) “rıza dışı öpme girişimi” olmuş ya da “sarhoş haldeyken samimi temaslar”da bulunulmuşsa cinsel taciz kurbanları olarak sayılmışlar.

5 kadından 1′i istatistiğinin arkasındakiler, diğer araştırmalar tarafından tekrar edilmiş bulguları cevaplayacaklar, fakat bu araştırmalar aynı noksanlıkların hepsine ya da bazılarına göz yummakta.

Kampüste cinsel taciz ciddi bir problemdir ve istatistiksel yaygarayla çözülemez.

MİT 5: Kadınlar, erkeklerle aynı işi yaparken onların kazandığı her 1 dolara karşılık, 77 cent kazanmaktadırlar.

GERÇEK: Bu ücret farkı iddiası, ekonomistler tarafından defalarca kesin olarak çürütülmesine rağmen, her zaman dönüp geri geliyor. 23 centlik cinsiyete dayalı maaş farkı basitçe tam zamanlı çalışan kadın ve erkeklerin maaş ortalamaları arasındaki farktır. Burada meslek, mevki, eğitim, toplam çalışma süresi farklıları ya da haftalık çalışma saatlerindeki farklılıklar hesaba katılmaz.** **Konuyla ilişkili her bir faktör dikkate alındığı zaman ücret farkı yok olma noktasına gelmektedir.

Gelir eşitsizliği aktivistleri, kadınların onlarla aynı yetişme ortamından gelip, aynı işleri yapan erkeklerden daha az kazandıklarını söylüyorlar. Fakat kritik değişkenleri hesaba katmada “her zaman” başarısız oluyorlar. National Organization for Women gibi aktivist grupların bir sığınakları var: “Kadınların eğitimleri ve kariyer seçimleri tamamen özgür seçimler değillerdir. Bunlar kuvvetli cinsiyetçi şablonlardan kaynaklı gelişigüzel seçimlerdir.” Bu görüşe göre kadınların eğilimi, iş ortamından kaçınarak çocuk yetiştirmek ya da okul öncesi eğitimi ve psikolojisi gibi alanlarda yer almayı

petrol mühendisliği gibi para getiren, toplum baskısının sürekliliğinin açık olduğu uzmanlık alanlarına yeğlemek yönündedir. Problem şu ki, Amerikalı kadınlar dünyadaki kadınlar arasında en bilinçli ve en hür iradeli kadınlardır. Hayattaki tercihlerini, kendi iradelerinin ötesindeki güçler tarafından manipüle edilerek yaptıklarını söylemek, gerçeklikten kopuk ve üstüne üstlük küçük düşürücüdür.

Bu temelsiz iddialar neden çok fazla kalıcı ve çok fazla çekim odağı olmuşlardır? Bu istatistik bilmezler arasında, önce pek çok gazeteci, feminist akademisyenler ve siyasi liderler vardır. Diğer bir yandan insanlığın kadınlara karşı koruyucu olma konusunda şaşırtıcı bir eğilimi var. Kadın istismarı hikayelerine kolaylıkla inanılır. Ve sesi çıkan şüpheciler kadınların mağduriyetlerine umarsız görünmeyi göze alırlar. Son olarak müdafi orduları davalarını canlı tutmak için “uydurma istatistikler”e bağlıdırlar. Fakat bu istatistikler ciddi problemlerle ciddi olmayanlar arasındaki ayrımı geçersiz kılar ve yanlış yönlendirmelerle kıt veriler sunar. Onlar ayrıca bağnazlığı destekler.

Müdafi ordularının inançları Amerikalı erkeklerin her yıl 100.000′den fazla genç kadını köleleştirmeleri, her yıl milyonlarca kadını acil servise yollamaları, tecavüz kültürünü desteklemeleri, hak ettikleri ücretten yoksun bırakılan kadınları kandırarak samimice inanan kimselerde öfkeye yol açmaları ve diğer tüm sözde sempatizan destekçilere, tepeden bakmalarıdır.

Kadın savunucularına tavsiyem: gerçeği rahat bırakın.

image

Christina Hoff Sommers, eski felsefe profesörü, American Enterprise Institute’te yerleşik bursiyer. Aralarında Who Stole Feminism ve The War Against Boys da olan birkaç kitabın yazarı, ve haftalık video blog sahibi – The Factual Feminist-.

Kendisini takip etmek için: @CHsommers

Yazının kaynağı: http://time.com/3222543/5-feminist-myths-that-will-not-die/

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir