Din ve Kadın Kültür - Sanat

Huzur mu Sokağı?

Huzur Sokağı, 1969-1970 yılları arasında dönemin İslamcı gazetesi Bugün’de parçalar hâlinde yayınlanan bir Şule Yüksel Şenler romanı. Yazıldığı dönemde İslami yayınlarda hissedilen nicelikçe azlık nedeniyle Türk İslam edebiyatı için önemli bir yere sahip, ayrıca Huzur Sokağı 60’ların sonlarına doğru başlayan ve 70-80’li yıllarda popülaritesi artmış Hidayet Romancılığı’nın da en güçlü sembollerinden biri. İdeolojik bir arka plana sahip kurgusunun yanı sıra, popüler bir aşk romanı olmasıyla da bir inceleme alanı yaratıyor ve aşk olgusu, romanda hidayete ulaşmaktaki temel erek olarak sunuluyor.

Roman, dış dünyadan izole şekilde yaşayan bir mahallenin kendi geleneksel öğretilerini modern çağda var etme çabasını psikanalitik bir yaklaşımla, karakterlerin iç dünyaları ve birbirleriyle kurdukları iletişimler üzerinden dolaysız bir üslupla anlatıyor. Karakterler ekseriyetle gençlerden seçilmiş, böylece romanın ve aslında daha genel çerçevede Hidayet Romanları’nın hedeflediği kitleyle kurulacak düşünsel yakınlığın kolaylaştırılması amaçlanmış. Huzur Sokağı’nda dindar-dindar olmayan şeklinde iki ayrı insan tiplemesinin oluşturulduğu; ahlaklılık, düşüncelilik, iyicillik, idealistlik, tembellik, açgözlülük gibi insani vasıfların bu iki tipten birine konuşlandırıldığı görülmekte. Romanda, aynı zamanda romana konu olan sokağın dışında kalan ‘ötekiler’in çoğunlukla cinsiyet öğeleriyle imlendiği ve bir ideal Müslüman kadın profili çizildiği de açık.

 

İslamcı söylemin artan görünürlüğüyle beraber İslami kültür de 1960’lardan sonra yükselişe geçiyor. Bu yükselişin bir parçası olan İslami edebiyatta da çağın gerekliliklerine uyum sağlanmaya çalışılırken, aynı zamanda İslam’ın moderne hali hazırda yakınsadığı savunulan saf ve ilk hali daha güçlü şekilde vurgulanıyor ve modern olan ile geleneksel, özcü bir tavırla bir araya getirilmeye çalışılıyor. Nilüfer Göle’nin (2000), “Genç Müslüman aydınlar bir yandan İslam’ın farklılığından modernizmi sınarken, diğer yandan da modernlikten hareketle İslami kültürü yorumlamakta ve yeni bir dil konuşmaktadırlar” (s.13) cümleleriyle açıkladığı ve kitabına da ismini veren ‘Modern Mahrem’ ifadesi bu süreci özetlemekte. Bahsettiğim sentezin getirdiği eğitici ve önerici dil kendini en işlevli haliyle 1970 ve 1980’lerde yazılmaya başlanan Hidayet Romanlarıyla göstermiş. Mücahit ve mücahideler yetiştirmek amacında olan bu tür, bu ereğini kontrast karakterler ve temel insani duyguların bu karakterler üzerinde yeniden yorumlanışıyla gerçekleştirmeye çalışmış. Minyeli Abdullah ve Huzur Sokağı romanlarının ilk örnekleri sayıldığı bu tür; gündelik hayata, aşkî ve nefsî duygulara değinen tarzıyla talep eden okuru için hala bir kılavuz oluşturmakta.

Hidayet Romancılarının bu gönüllü kılavuzluğu, “modern cihad” ve ahlaki bir sorumluluk olarak gördükleri gözlenebilir. Ahmet Sait Akçay’ın (2012), “1960’lardaki Müslüman tiplerini çizen İslamcı romancıların temel kaygısının bir Müslümana rehber olabilecek, sahabe gibi gerektiğinde canını verecek, iman için her şeyinden fedakârlık yapabilecek bir asr-ı saadet tipini canlandırmak olduğu söylenebilir” (s.36) ifadesi bunu destekler nitelikte. Romanların sahip olduğu rol model karakterler; bu adanmışlığın yanında aynı zamanda şehirli ve eğitimli kimseler ve ekseriyetle zaten kurtarılmış bir özle doğmuş erkekler tarafından kurtarılmaya çalışılan kadınları, aşk öyküleri üzerinden anlatıyorlar. “Kitle Kültürü ve Popüler İslâmî Romanlar” başlıklı yazısında, İslami aşk romanlarında klişeleşmiş bir kurgu olduğunu söyleyen Şaban Sağlık, bu kurguyu şöyle zamanlıyor: “hidayete ermeden önceki dönem”, “hidayete erme sebebi”, “hidayet dönemi”, “hidayet döneminde çekilen sıkıntılar”, “mutlu son ya da ölüm” (alıntılayan Erekli, 2006, s. 34). Bu dönemlerin hepsinde mutlu bir sona olan inanç vurgulanıyor ve bu inancın koşulsuzluğu, karakterlerin türlü ezilmişlik ve mazlumluk durumlarında dahi sarsılmayan imanlarıyla imleniyor. Karakterler, dış dünyanın kendilerini ve nefislerini tehdit eden sayısız öğesiyle her an çevrili. Bu mağduriyet dili, bu metinde incelenen roman Huzur Sokağı’nda da sıkça kullanılmakta. Romanın ana karakteri Feyza’nın arkadaşına tebliği bu dile iyi bir örnek:

“Bedbahtlığımıza, zavallılığımıza ne kadar ağlasak azdır Leylâ’cığım, dedi. Bizler, insanlığın ve ahlâksızlığın muteber sayıldığı, tarihin yüz karası olarak addedilebilecek zulmetli bir devirde gözlerini dünyaya açmış, cidden bahtsız bir nesiliz. Bizi, medeniyet ve ilericilik teraneleri altında dinsiz, maneviyatız, bütün mukaddes değerlerimizi geriliktir diyerek hor görüp çiğneyen, benliğine sırt dönmüş bir nesil olarak yetiştirenlerden bu nesil bir gün elbette hesap soracaktır. Senin bu saf ve acı gözyaşların aslında bu neslin gözyaşlarıdır. Ah! Bu hayatın, bu İslâmî hayatın tadını bir tadabilsen kardeşim…” (Şenler, 2011, 152)

 

Huzur Sokağı, otobiyografik öğeler barındırmasıyla da ayrıca dikkat çekiyor. Şule Yüksel Şenler, Vakit gazetesinde Muharrem Coşkun’la yaptığı röportajında, modern bir ailede başörtüsü takmaya karar verdiğinde önce ailesi, sonra çevresinin psikolojik baskısına maruz kaldığından bahsetmiş. Bu kararından önce abisinin isteği üzerine Risale-i Nur derslerine katılmaya başlayan Şenler’in, toplantılarda modern ve dekolteli kıyafetleriyle dikkat çektiği; ilerleyen derslerden birinde ortamdaki bir kadının Şenler’in ojeli tırnaklarını ‘orangutan maymunlarına’ benzetmesiyle çok utandığı ve kendini ‘düzeltmeye’ başladığı da biliniyor. Yazarın özgeçmişiyle ilgili bu bilgiler, Huzur Sokağı’nın ana karakterlerinden biri olan Feyza’ya iz düşürüyor. Şenler’in geride bıraktığı hayatıyla hiçbir düşünsel ve duygusal yakınlık kuramadığının yansımalarını, romanda Feyza’ya ve Feyza gibi olan’a verilen tepkilerle gözlemek mümkün. Bu tepkiler sıklıkla hidayetli ve gafil olanın aynı ortamda bir araya getirilmesi ve hidayetli olanın nefsini ve benliğini tehdit eden bu durumlara karşı sabrını korumasıyla verilmiş. Feyza, ilk gençlik yıllarında modayı ve çağdaş hayatı benimsemiş genç bir kadın ve romanda terbiye edilen konumunda. Dişiliğiyle değil kültürlü ve ağırbaşlı oluşuyla ön plana çıkarılan Feyza’nın romana konu olan erkeklerce terbiyesi, dönemin hidayet gücünün cinsiyeti hakkında güçlü bir eleştiri. Romanın bir diğer ana karakteri olan Bilal, öğrencisi olduğu İstanbul Üniversitesi kantininde Feyza’ya benzeyenin durumunu ve Müslüman göz’ün onu algılayışını şu sözlerle ifade ediyor:

“Çok güzel bir genç kız, masalardan birinin üzerine çıkıp oturmuş. Masanın etrafında, kendisini yarım bir çember içine almış 15-20 erkek talebeye bir şeyler anlatıp, işveli kahkahalar atıyor. Esasen mini olan eteği öylesine yukarılara doğru sıyrılmış ki gençler, kızın anlattıklarından ziyade, onun çorapsız bacakları ile alâkadar olmaktalar. Genç kızın dudaklarında şeytanî bir gülümseme dolaşmakta. Zira gençler üzerinde uyandırdığı şiddetli tesirden emin… Gençler ise kıza âdeta bir kompliman yarışına girişmişler. Aslında hepsi de zamanla ve sırayla kızdan kendilerine düşen payı alacaklarından emin bulunmaktalar.” (Şenler, 2011, 10)

Huzur Sokağı, aşk ve romantizmi barındırması sebebiyle Hidayet Romanları içinde farklı bir yere sahip. Romanda Feyza’nın alması gereken terbiyeyi, ona lütfettiği aşkla sunan eğitici erk gücün temsili, romanın bir diğer ana karakteri olan Bilal’e ait. İdeal kadın tasvirini annesi üzerinden tanımlayan Bilal, fakültede ya da şehirde karşılaştığı tüm kadınları annesiyle kıyaslıyor ve annesinin, hayatını ev içinde sürdüren bir kadın oluşundan övgüyle bahsediyor. Bilal’in annesinin evden çıkmayan ‘edepli’ bir kadın oluşuyla ilgili yaptığı vurgularda, İslami kesim içinde yaygın olan kadın ve ev mekânı arasındaki sonsuz sadakatle kurulu ilişkiyi de onaylıyor; bu vurgulara bir örnek şu şekilde:

“Kadın denilince aklına derhal annesi gelirdi. Kendisini bildiği yaştan beri bu mübarek, faziletli kadını, daima vefakâr, daima fedakâr, eşi ve çocuğu için canını tereddütsüz feda eden bir şefkat kahramanı, lüzumu olmadıkça asla sokağa çıkmayan saadeti, huzuru yalnız evinde duyan, zevki maddede değil mânada bulan, iffet ve izzet sahibi muhterem bir varlık olarak görmüştü.” (Şenler, 2011, 23)

Zeynep Sayın (2009), yoruma kapalı, mesajı ve yöntemi çok açık ve teşhirci oluşun bir imgeyi pornografik yapan özellikler olduğundan bahseder:

“Kendi ötesine uzanan herhangi bir varlığın izini sürmeyen bütün imgeler, arkası boş bir görüntüyle bakışın doymak bilmez iştahını körüklemekten başka bir şey yapmamaktadırlar. (…) Varoluşunu dışavurumsal çıplaklığı içinde göze getiren, dayanılmaz bir artı-ürün olarak tüketilen ve bakışları doyuran imgenin kendi, daha baştan varoluşu gereği pornografiktir. Kimi zaman imge, dışavurumsal bir perdeyle de çıplaklaşabilir. Bir yandan göze getirdiği temsilin ardında yatan ve görünmeyen bir niteliğin varlığını yadsır imge, diğer yandan kendi meşruiyet zeminini hazırlar ve kendini yalnızca kendine gönderme yapan ya da yalnızca kendini dışavuran bir hakikatin çıplaklığı olarak ortaya koyar.”

Huzur Sokağı’nda, huzurlu bir kimse olmanın yollarının bir dizi hap bilgiyle verildiği ve metnin alternatifsiz ve tartışmasız şekilde sonlandığı son derece açık. Acizsen nasıl yardım istersin, Müslüman’san nasıl yardım edersin, aşkını nasıl yaşamalısın, nasıl evlilik yapmalısın, isyan hangi durumlarda meşrudur ya da nasıl tövbe etmelisin gibi onlarca sorunun cevaplarının listelendiği bu roman, benim için de “Okuyucuna güvenmiyorsan hangi yöntemleri kullanırsın?” sorusunun cevabı. Feyza’nın terbiyeye duyduğu muhtaçlık, Bilal’in müstakbel partnerinde annesini arayan patolojik ısrarı, sevdiği erkek tarafından kandırılan ve ‘tuzağa düşürülen’ bir genç kızın babasından “Döv beni baba! Öldüresiye döv! Hakkındır bu senin.” diyerek dilediği af buna gösterilebilecek onlarca örnekten birkaçı. Bu anlayışla düşünüldüğünde, Huzur Sokağı’nın yeni ve modern olanın fıtrî ve ahlaklı hale getirilmesinde dinin yadsınamaz payını pornografik bir dille işlediğini söylenebilir.

 

KAYNAKÇA

Akçay, A.S. (2012). Bellekteki Huriler: İslamcı Popülist Kültüre Eleştirel Bakış. İstanbul: Metamorfoz Yayıncılık

Akçay, E. (2015). Edebi Edebiyata Karşı Edepli Edebiyat: Hidayet Romanlarında Propaganda Unsurlarının İncelenmesi (basılmamış yüksek lisans tezi). Ankara Üniversitesi, Ankara

Erekli, A.(2006). Medeni ya da Müslüman: Popüler Aşk Romanlarında Feyza Olmak (basılmamış yüksek lisans tezi). Bilkent Üniversitesi, Ankara

Göle, N. (2014). Modern Mahrem: Medeniyet ve Örtünme. İstanbul: Metis Yayınları

İlyasoğlu, A. (2015). Örtülü Kimlik: İslamcı Kadın Kimliğinin Oluşum Öğeleri. İstanbul: Metis Yayınları

Sancar, S. (2012). Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti: Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar. İstanbul: İletişim Yayınları

Sayın, Z. (2009). İmgenin Pornografisi. İstanbul. Metis Yayınları

Şenler, Ş.Y. (2011). Huzur Sokağı. İstanbul: Timaş Yayınları

Yılmaz, Z. (2015). Dişil Dindarlık: İslamcı Kadın Hareketinin Dönüşümü. İstanbul: İletişim Yayınları

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir