Din ve Kadın

“Başlarını kapayıp başka yerlerini açıyorlar.”ın Feminist Okuması

Başörtüsü meselesinin ne kadar benim meselem olduğu üzerine düşündüm. Sonuç olarak hayatımda hiç örtünmedim ya da bununla ilgili bir deneyim yaşamadım. Diğer yandan 28 Şubat ve sonrasındaki bütün dönemlere tanıklık da ettim.
Yıl 2007 idi. Üniversitelerde başörtüsü serbestliği konuşuluyor, üniversite içinde ciddi gerilimler yaşıyorduk. O dönem başörtülü arkadaşlarımın protestolarına katıldım. Öyle ki okul içinde yazılama yapacak kadar ileri gitmiştik. Bir ara serbest oldu mu olmadı mı tam kesin değilken, kadınlar protesto olarak derslere başları kapalı giriyorlardı. O dönem bu kadınları derslerden atmaya çalışan bazı hocalara karşı alkışlar eşliğinde sınıfları da terk etmiştik. O dönem benim kafama asla yatmayan mesele şuydu. Aynı düşüncedeki erkeklerin kamu binalarında dolaşmaları serbestti ancak aynı düşüncedeki kadınlar sırf başları kapalı olduğu için alınmıyorlardı. Üstelik bence de tartışılması gereken ciddi bir dini yaptırım altındayken okumak isteyen kadınlar kendilerini çıplak hissetmek pahasına okula giriyorlardı. Bu nedenle kendini çok kötü hisseden pek çok kadın arkadaşım olduğu gibi başını açmak zorunda olduğu için eğitim hayatı engellenen kadınlar da vardı. Bazıları ise zaten örtünmek istemedikleri için bu süreci endişeyle karşılasalar da özgürlük karşıtı uygulamalara hep birlikte karşı çıkıyorlardı.

Yazıya başlarken sorduğum soruyu bir kere daha sormak isterim. Acaba başörtüsü meselesi benim meselem mi? Bu biraz da hem bugünle hem de coğrafya ile ilgili bir soru. Başörtüsü yasakları varken aslında çok düz ve rahat şekilde okuyabildiğimiz örtünme meselesi bugün kompleks bir hal almaya başladı. Başörtülü kadın kimliğine dair pek çok kendini tekrar eden algı var. Hem muhafazakar hem de seküler çevreden belki de asla tahmin edemeyeceğiniz eleştiriler alabilmenize yol açan ve sizi her daim sınırları belli olan bir yaşama iten bu eleştirilerin çok benzerini hayatında hiç başörtüsü takmamış, Türkiye’de yaşayan bir kadın olarak ben de yaşıyorum. Bu nedenle evet, başörtüsü meselesi benim de meselem çünkü başörtülü kadın kimliğine yönelik saldırının kaynaklarıyla başörtüsü takmayan ve seküler yaşayan kadınlara yönelik saldırının kaynakları aynı. Tam da bu nedenle başörtüsü meselesi hem kamusal hem de özel alandaki birbirinden farklı pratikleriyle feminizmin meselesidir. Müslüman coğrafyasında yaşayıp da kadın bedeni üzerindeki baskı çeşitlerinden etkilenmemeniz imkansız bir kadın olarak. Her baskı pratiği aslında meselenin önce feminist bir mesele olduğunu gösteriyor.

Bu cümleleri başörtülü kadınlarla ilgili olarak sıkça duymuşsunuzdur:

  • Başını kapıyor ama başka yerlerini açıyor.
  • Başörtülü ama yemediği halt kalmıyor.
  • Asıl bu türbanlılardan korkacaksın. (‘namus’ konusunda)
  • Başındaki oyuncak değil ayet. Davranışlarını ona göre ayarla.
  • Başörtüsü takıyorsan hareketlerine dikkat edeceksin.

Aslında başörtülü olsun ya da olmasın, neredeyse her alanda kadınların davranışlarını ehlileştirmeye güdümlü bir mekanizma vardır. Seküler bir ailede doğmuş olsanız da yaşadığınız çevreye göre etek giyip giyemeyeceğiniz ya da eteğinizin şortunuzun boyunun hangi noktadan sonra kabul edilebilir olacağı değişir. Hatta sadece kıyafet değil, eve giriş çıkış saatlerinizle, kamusal alandaki kahkahalarınıza kadar baskılanabilirsiniz. Başörtülü kadın için bu baskı mekanizmaları neredeyse her zaman kadının kendi ahireti ile ilgili endişelerinden azade ikiyüzlüce bir endişe taşır: El alem ne der ve kızının/karısının kötü yola düşeceği korkusu…

Başörtülü bir kadın için başörtüsü ile birlikte eklemlenen bazı katı kurallar vardır. “Nasıl” yaşadığı çoğunlukla bir grup erkeğin çizdiği sınırlara ve bunların uygulayıcısı bir anneye dayanır. Oysa şu çok net. Kendi arzusuyla örtünmüş bir kadından daha fazla o kadının ahiretini ya da ölümden sonrası yaşamını düşünebilecek kimse yoktur. Tamamen yaratıcı ile kişi arasında kalması gereken ve bir dizi yasak ve uygulamaya dayanan ayetleri bu kadınlardan daha iyi algılayıp deneyimleyecek başka kimse olamaz. Şu durumda en önemlisi de kadınlara tesettürleri ile ilgili ya da yaşam şekilleri ile ilgili baskı uygulayan insanların  kendi hayatlarında İslam’da yasak olan onlarca şeyi gözlerini kırpmadan yapabilmeleri ama söz konusu başörtülü kadın ise bu kadınlardan yüzde yüz itaat beklemeleridir.

Bu müslümanların başörtülü kadınlar üzerindeki haksız baskısından başka, seküler kesimin de uyguladığı bazı baskı çeşitleri var. En başta başörtülü olduğu için hiç kimseden -aynı düşüncedeki müslüman erkeklerden- beklemedikleri tutarlılıkları kadınlardan beklemeleri kadın düşmanı yaklaşımın en net tezahürü. Eğer başörtüsü takıyorsa -ki bu seküler birey için yeterli bir aşağılama nedeni olabiliyor- o zaman kadının, kendini tamamen bu başörtüsünü çevreleyen yasaklar zincirine bağlaması gerekir ki seküler bireyin obsesif derecede aradığı tutarlılık yerine gelebilsin.

Peki neden içki içen başörtülü kadın, öpüşen başörtülü kadın, gece eve geç gelen başörtülü kadın, makyaj yapan başörtülü kadın, flörtü olan başörtülü kadın, bone takmayan başörtülü kadın, dar giyinen başörtülü kadın vs., her iki cenahtaki kadın düşmanlarını bu kadar kızdırıyor ve öfkelendiriyor?

Başta özellikle müslümanlar açısından başörtüsünün kutsallaştırılması geliyor. Başörtüsünün ayet olduğunun sürekli hatırlatılması, başörtüsünün çok ciddi bir şey olduğunun vurgulanması ve sürekli bu kadınların davranışlarının tesettür çerçevesinde hizaya getirilmeye çalışılması da dini bir yasağa dayanıyor. Bu yasak gerçekten var mıdır yok mudur bunu tartışmayacağım. Sonuç olarak kendi arzusu ile örtünen kadınlar da, bunu destekleyen erkekler de bu yasağın var olduğuna inanıyor. Buradaki en büyük ikiyüzlülük şu. Kur’anda’da pek çok alanda pek çok yasak mevcut. Bazı yasaklarda Allah’ın laneti defalarca vurgulanıyor. Ancak kadın düşmanı bazı müslümanlar yalnızca ama yalnızca özellikle kadına yönelik yasakları kutsarken, kendine yönelik yasakları görmezden geliyor. Bu durumda pek çok kural ve yasak sistemi de başörtüsü kadar ayettir. Germaine Tillion Harem ve Kuzenler kitabında Allah’ın, yerine getirilmediği durumlarda defalarca lanetlediği kadının miras hakkından bahseder. Bu miras hakkına yüzyıllar boyunca “katı bir soğukkanlılıkla” yaklaşan ve Allah tarafından lanetlenme pahasına bu paylaşımın yerine kendi çıkarına olacak paylaşımı yapan müslüman toplumların, Allah’ın yasakları konusunda çok hassasmış ve her şeyi doğru yapıyorlarmış gibi davranması da ciddi anlamda çelişkilidir. Üstelik faiz vb. konularda bütün yasaklara rağmen son derece esnek ve hoşgörülü olan ulemalar, söz konusun kadının tesettürü ve onu çevreleyen yaşam şekliyse asla esnek olmazlar.

Bazı seküler kişiler ise bu kadınlar başörtüsü takmayı seçtikleri için -ki kendi seçimleri olup olmadığı da aslında meçhuldür- yaşamlarının diğer alanlarının da zindan olması gerektiğini ya da bu başörtüsü nedeniyle türlü çeşit baskının onlara reva olduğunu düşünüyorlar. Geçtiğimiz sene içki içen başörtülü kadının videosunun internete düşmesiyle gelişen lincin en öndeki kahramanları yine bu tutarlılık jandarması seküler kesimdi. Üstelik bu kesim, seküler yaşasa da kendini müslüman olarak tanımlayan insanlarla doluydu ve kendi tutarsız yaşamlarını görmeden bu kadınların yaşamlarındaki tutarsızlığa karşı takıntı geliştirmişlerdi. Öyle ya “Başlarını kapayıp başka yerlerini açıyorlar.”dı. Bu konuyla ilgili birilerini hedef göstererek yerden yere vurmak için doğru anı bekleyen saldırganların dosyası bayağı kabarık. Gülhane Parkı şakalarının altındaki mide bulandırıcı arka plandan, yoga yapan başörtülü kadına, tesettürü konusunda sürekli uyarı alan Youtuber’dan bone takmadığı için linç edilen makyaj vlogger’ına dek uzunca bir linç dosyası mevcut.

Bu linçlerin hepsinin ortak nefret noktası bu insanların kadın olmaları. Siz hiç yaşaması gerektiği gibi yaşamadığı için linç edilip hedef gösterilen bir müslüman erkek gördünüz mü? Kadınların dini yasaklara mutlaka uymaları ama erkeklerin bir parça serbestliği, esnekliği varmış gibi davranmaları ilginç değil mi? Yoksa mesele öyle veya böyle; müslüman ya da seküler fark etmeksizin tüm kadınları cendere altına almanın yollarının aranması mı?

Ne zaman bu konu hakkında konuşulsa örtünmenin kendisinin özgürlük karşıtı bir uygulama olduğu konusu açılır. Hayır bu yazıyı bundan bahsederek bitirmeyeceğim, çünkü bu konu nedense neredeyse her zaman başörtülü bir kadına yönelik linçle birlikte açılmaya çalışılıyor. Bir insanın özgür iradesiyle kapanması ya da açılması meselesi de konuşulabilir, ancak sırf makyaj yaptığı için başörtülü bir kadına yönelik lince katılıyorsanız bu konuyu açmanızın da hiç anlamı olmayacaktır.

Çünkü bütün mesele başkalarının özgür seçimlerine yönelik tavrımızdan ibaret.

  1. Çok uzun yazmışsınız ama sizi sevdiğim için okuyacağım.

  2. çok güzel bir yazı olmuş

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir