Arşiv Teorik

Tarihteki ahlaksız filozoflara ve felsefelere cevaplar

Bu yazı Victor Fabian Abundez-Guerra ve Nathan Nobis’in “Responding to Morally Flawed Historical Philosophers and Philosophies” yazısının çevirisidir. Çeviren: Mete Han Gencer. Görsel: Hilal Güler, dijital kolaj.

Tarihte etkili olmuş birçok filozof ya ahlaken yanlış fikirlere sahipti ya da çok kötü davranışlar sergilerdi. Aristo kadınların “bozulmuş erkekler” ve bazı insanların “doğaları gereği köle” olduğunu söylüyordu. Descartes’ın insan olmayan hayvanlar hakkında rahatsız edici görüşleri vardı. Hume ve Kant ırkçıydı. Hegel Afrikalıları aşağılıyordu. Nietzsche hasta insanlardan nefret ediyordu. Mill sömürgeciliği onaylıyordu. Fanon homofobikti. Frege yahudi karşıtıydı. Heidegger bir naziydi. Schopenhauer cinsiyetçiydi. Rousseau çocuklarını terk etmiş ve Wittgenstein genç öğrencilerini dövmüştü. Ne yazık ki, bu örnekler işin sadece başlangıcı.

Bu filozoflar entelektüel başarılarıyla ünlüler ancak inançlarında ve eylemlerinde ciddi ahlaki ve entelektüel kusurlar bulunuyor. En azından bazı inançları açıkça yanlış, tamamen temelsiz ve hatta belki zararlı.

Geçmişin dahi ama kusurlu filozoflarına nasıl cevap vermeliyiz? Burada bu tarz problemleri keşfediyor, bunlarla ilgili sorular soruyor ve bu sorulara birkaç cevap öneriyoruz. Buradan çıkarılabilecek her türlü sonuç çağdaş dönemin kusurlu filozoflarına, başka alanlardaki akademisyenlere ve genel olarak diğer insanlara da uygulanabilir.

  1. Sorular

Yukarıda örnekleri verilen kusurlu filozoflar ve felsefeleri birçok farklı soruyu sormamızı gerektiriyor.

  1. İnsanlara karşı önermeler.

Filozoflar felsefelerden bağımsızdır: İnsanlar önermelerine denk değildir. Ancak düşünceler düşünen hakkında bir şeyler açığa çıkarır. O halde, bir bireyin kendisi mi daha büyük endişe kaynağı olmalıdır yoksa bireyin yazıları mı?

  1. Ad hominem ile ilgili sorular

Kusurlu filozoflara verilen cevapların bazıları fikirlere değil kişilere yöneltilmiş (ad hominem) saldırılardır. Ad hominem saldırıları genellikle sorumsuzcadır. Yine de, uygun oldukları zamanlar vardır diyebilir miyiz? Eğer bir bireyin karakteri yazılarını etkiliyorsa uygundurlar diyebilir miyiz? Kişisel ahlaki kusurlar ahlak felsefesi yapmayı etkilemekte midir? Bu kusurlar filozofların ahlak felsefesi dışındaki felsefi görüşlerini de etkileyebilir mi?

  1. Büyük ve küçük fikirler

Filozoflar genelde “büyük” fikirleriyle bilinirler. Kusurları ise genellikle “küçük” görülen yazılarında görülür. Ancak bir şeyi büyük ya da küçük yapan nedir? Miktarı? Kalitesi? Etkisi? Filozofun yargısı? Ahlaki değerlendirmesi? Yoksa bu okurların görüşlerine dayalı “subjektif” bir şey midir?

  1. Karşı-olgusal düzeltme

Felsefeler bazen yanlış deneysel bilgi üzerinden kurulurlar. Eğer düşünürün daha “iyi” veya doğru bilgiye erişimi olsaydı felsefi görüşlerinin daha iyi olurdu diyebilir miyiz?

  1. Özür ve affedicilik

Yaşayan insanlar özür dileyebilir, daha iyi şeyler yapacaklarına söz verebilir ve affedilme umuduyla yaptıklarını düzeltmeye çalışabilir. Ölü filozofların da – özellikle görüşleri sonlara doğru geliştiyse – kusurlarını telafi etmek için veya affedilmek için yapabilecekleri bir şey olabilir mi?

Elbette bunlardan bağımsızca konuşulması gereken pek çok farklı soru ortaya çıkabilir.

  1. Cevaplar

Şimdi bazı genel cevaplar bakalım.

  1. Kabullenmek: İyiyi al, kötüyü görmezden gel

Bir cevap hepimizin hem eylemlerimizde hem düşüncelerimizde kusurları olduğunu kabul etmek ve tarihteki kusurlu filozofların düşüncelerindeki ilginç ve iyi yanlara odaklanmamız gerektiğini söylemektir. Bu özellikle filozofların yazılarının kendilerinin kötü fikir ve davranışlarıyla alakası olmadığı zaman uygundur. Genellikle filozofların içinde bulundukları kişisel koşulları ve iç dünyalarını bilmiyoruz ve bunlar dediklerini ve yaptıklarını affedilebilir yapmasa da en azından anlaşılabilir yapabilir.

Ancak eğer okuyuculara felsefenin veya filozofun görmezden geldiğimiz kötü yönleri olduğunu açıkça belli etmezsek okuyucuyu filozofun kusursuz olduğu inancına doğru yanlış şekilde yönlendirme veya basitçe yanıltma ihtimalimiz var. Örneğin, öğrenciler açıkça kusurlu olan bir filozofa hayran kalıp onun erdemliliğin bir örneği olduğunu düşünebilir.

“İyiyi al, kötüyü görmezden gel” cevabının limitleri vardır: Eğer durum çok ciddiyse ne bizim kusurlarımız ne başkalarının kusurları görmezden gelinmelidir (bizimkilerin görmezden gelinmesini dilesek bile). O zaman sorulması gereken şudur: Çok ciddi olan durum nedir?

  1. Tamamen Reddetmek: Boykot ve Aforoz

Başka bir cevap ise sıkıntılı filozofların yazılarını okumayı, araştırmayı ve öğretmeyi tamamen bırakmamız gerektiğini söylemektir. Yani, onları boykot etmeliyiz.

“Sıfır tolerans” poliçeleri genellikle çağdaşlara karşı büyük bir özgüvenle uygulanır. Bu düşünce “yaptığı şeylere bakılırsa filmlerini bir daha asla izlemememiz (veya satmamamız) lazım” tarzı düşüncelerle karşılaştırılabilir. Eğer bu gibi bir düşüncenin doğruluk payı varsa filozoflara karşı neden aynısı uygulanmasın?

Yine de böyle bir tutumun amacının ne olabileceğiyle ilgili kaygılarımız olabilir. Ölü filozoflar için bu tarz bir “ceza” olsa olsa semboliktir. Ancak yine de onları esaslı yazarlar listesinden çıkararak filozofun saygısızlık ettiği kimselere karşı olan saygımızı gösterebiliriz. Önyargı bu şekilde daha fazla tolere edilmemiş olacaktır.

“Aforoz” yine de çok fazla olabilir. Gelecekteki filozoflar ve felsefeciler “aforoz” edilmiş filozofların içgörülerinden yararlanamamış olacaklar bunun sonucu olarak ve o filozofun mirası mahvedilmiş olacak. Bu aynı zamanda düşünce tarihinde bir delik oluşturup tarihin bütünlüğünü bozacaktır. Sonuçta, böyle bir çözüm kabahatlerin unutulmasını daha olası yapacaktır ve aforoz edilmiş kusurlu filozoflardan etkilenen sonraki filozofların düşüncelerini anlamamızı engelleyecektir. Aynı zamanda, bu işin sonunda elimizde çok az filozof kalabilir!

  1. Tarihsel Savunuculuk: Geçmişin Standartlarına Göre Yargılamak

Geçmişin düşünürlerini günümüzün standartlarına göre yargılamak belki adil olmayabilir. Kimsenin sonraki jenarasyonların savunulamaz olarak gördüğü tüm ahlaki varsayımlara meydan okuması beklenemez. O zaman, belki de bu düşünürleri kısmen veya tamamen affetmeliyiz. Belki de kendi dönemlerinin standartlarına baktığımızda görüşleri o kadar suçlanmamalıdır; basitçe daha iyisini bilmiyorlardı diyebiliriz.

Bu cevap sadece o filozofların “daha iyisini bilmediği” doğruysa geçerlidir. Gerçi o durumda bile filozofların daha iyisini bilmeleri gerektiğini düşünebiliriz. Filozoflar eleştirel düşünceyi ve varsayımlara meydan okumayı cesaretlendirme eğilimindedirler. Yani, kendi hayatlarında da bunları uygulamalı ve kendi dönemlerinden daha iyi bir pozisyonda olmalıdırlar. Doğru değil mi?

D. Telafi Etmek: İyiyi Kullanarak Kötüyü Yenmek

Bu cevap yukarıdaki (A) gibi kabul etmeyi içeriyor. Ancak bu cevapta kötüyü görmezden gelmek yerine onu açıkça gösterip filozofun iyi yönleriyle kötü yönlerini telafi etmeye çalışıyoruz. Kötüyü gizlemek yanlış yönlendirmelere sebebiyet verebilir ve filozofu fazla bilmeyen insanlar için potansiyel olarak yanıltıcıdır: İnsanlar ahlaksız filozofların aziz olduğuna inanabilir. Filozof iyi iddialarının kötü olanlarla çeliştiğini fark etseydi belki kötü olanları iyi olanların uğruna reddedebilirdi diyebiliriz. Ama bunu yapmayabilirdi de: Kötüyü iyinin yerine tercih edebilirdi. Veya basitçe aradaki gerilimi görmezden gelebilirdi. Filozofun asla karşılaşmadığı eleştirilere nasıl cevap verebileceği üzerine ancak spekülasyon yapabiliriz.

Ancak her filozofun yazılarında kötü iddiaları telafi etmek için kullanılacak pozitif ögeler yoktur. Böyle bir durum sözkonusu olduğu için tüm kusurlu filozoflar için bu optimist çözüm uygun değildir diyebiliriz.

Telafi etmenin fırsat maliyeti de vardır. Az bilinen filozofların (özellikle azınlıklar) ünlü filozoflarınkilere denk (veya belki daha iyi) fikirleri bizim ünlü filozofları kurtarma çabamız sonucu görmezden gelinebilir.

Sonuç

Elbette verilebilecek başka cevaplar da vardır. Bu olası cevapların bazıları yukarıda bahsedilen cevapların bir kısmıyla örtüşüyor olabilir. Bu cevaplardan herhangi birini sorumlu bir şekilde uygulamak filozofların hayatı ve felsefesiyle ilgili detaylı bilgi gerektirdiği gibi genel ahlaki endişelerin de dikkatlice düşünülmesini gerektiriyor.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir