Batı Feminizmi Cinsel Kimlikler Dünyadan Gündem İfade Özgürlüğü

J. K. Rowling Yazıyor: Neden Biyolojik ve Toplumsal Cinsiyet Meseleleri Üzerine Konuştum?

Bu yazı J. K. Rowling’in kendi blogunda yayınladığı J.K. Rowling Writes about Her Reasons for Speaking out on Sex and Gender Issues yazısının çevirisidir. Çeviren: Mete Görsel: Hilal Güler, dijital kolaj.

Uyarı: Bu yazı çocuklar için uygun olmayan bir dil içermektedir.

Bu, az sonra ortaya çıkacak sebeplerden dolayı, yazması kolay bir yazı değil. Ancak toksiklikle çevrelenmiş bir mesele hakkında kendimi açıklama zamanımın geldiğini biliyorum. Bunu o toksikliğe herhangi bir şey ekleme arzum olmaksızın yazdım.

Bilmeyen insanlar için mesele şu: Geçen Aralık’ta, “transfobik” görülen tweetleri sebebiyle işini kaybeden vergi uzmanı Maya Forstater için bir destek tweeti attım. Maya, bu olayı iş mahkemesine taşıdı ve hakime felsefi olarak biyolojik cinsiyetin biyolojiyle belirlendiğe inanmasının yasayla korunup korunmadığını sordu. Hakim Tayler korunmadığını hükmetti.

Trans meselelerine ilgim, Maya olayından neredeyse iki yıl öncesine dayanıyor. O sıralarda, toplumsal kimlik kavramı etrafında dönen tartışmaları yakından takip ettim. Trans insanlarla tanıştım; trans insanlar, toplumsal cinsiyet uzmanları, erdişi insanlar, psikologlar, koruma uzmanları, toplum hizmetlileri ve doktorlar tarafından yazılmış çeşitli kitaplar, bloglar ve makaleler okudum; ve tartışmayı hem online hem de geleneksel medyayla takip ettim. Bir açıdan, bu meseleye ilgim profesyonel çünkü günümüzde geçen, bu meselelerle doğrudan ilgilenebilecek ve bunlardan doğrudan etkilenebilecek bir yaşta olan bir kadın dedektif içeren bir suç serisi yazmaktayım. Ancak diğer bir açıdan, az sonra açıklayacağım gibi, ilgim son derece kişisel.

Araştırmayı ve öğrenmeyi sürdürdüğüm tüm bu süreç boyunca Twitter zaman tünelim trans aktivistler tarafından yapılan suçlamalar ve tehditlerle dolageldi. Bu en başta bir “beğenme” (like) ile başladı. Toplumsal kimliğe ve trans konularına ilgim artmaya başladığında, kendime daha sonra üzerine araştırma yapmak için hatırlatıcı olsun diye ilgimi çeken yorumların ekran görüntüsünü almaya başlamıştım. Bir seferinde, dalgın bir biçimde ekran görüntüsü almak yerine “beğendim”. Tek başına o “beğenme” (like) yanlış düşündüğümün kanıtı olarak görüldü ve ısrarcı taciz yavaş yavaş başladı.

Aylar sonra, bu “beğenme” suçumu Magdalen Berns’ü Twitter’da takip ederek katladım. Magdalen, son derece cesur genç bir feminist ve şiddetli bir beyin tümöründen ölmekte olan bir lezbiyendi. Kendisini takip ettim çünkü doğrudan ona ulaşmak istiyordum – ve ulaştım da. Buna rağmen, Magdalen biyolojik cinsiyetin oldukça önemli olduğuna inanan ve penisleri olan trans kadınlarla çıkmayan lezbiyenlerin yobaz görülmemesi gerektiğini düşünen biri olduğu için, Twitter’daki trans aktivistlerin kafasında noktalar birleşti ve maruz kaldığım sosyal medya tacizinin şiddeti arttı.

Bunlardan bahsetmemin tek sebebi Maya’yı desteklediğimde olacakları gayet iyi biliyor olduğumu açıklamaktır. O zamana kadar dört veya beş kez boykot edilmiştim. Şiddet tehditlerini, nefretimle trans insanları ciddi anlamda öldürdüğüme dair söylemleri, şerefsiz ve kahpe denilmeyi ve tabii ki kitaplarımın yakılmasını zaten beklemekteydim. Bilhassa ağzı bozuk bir adam kitaplarımdan komposto yapacağını bile söyledi.

Tüm bu boykotun sonucunda beklemediğim şey ise sağanak yağmurcasına gelen büyük çoğunluğu pozitif, minnettar ve destekleyici e-posta ve mektup yığını oldu. Bunların bazıları toplumsal cinsiyet disforisi (gender dysphoria) ve trans insanlarla ilgili alanlarda çalışan, sosyo-politik bir kavramın politikayı, tıbbi uygulamaları ve koruyuculuğu etkileme biçimiyle ilgili derinden kaygıları olan bir grup kibar, empati sahibi ve zeki insandan geldi. Bu insanlar genç insanların ve geylerin karşılaşacağı tehlikeler hakkında ve kadınlar ve kızların haklarının zarar görmesi konusunda endişeliler. Hepsinin ötesinde, kimsenin -özellikle trans gençliğin- yararına olmayan bir korku ortamının yaratılmasıyla ilgili endişeliler.

Maya’ya destek göstermeden aylar önce ve gösterdikten sonra Twitter’dan kendimi çekmiştim çünkü Twitter’ın akıl sağlığım için hiç iyi olmadığını biliyordum. Geri dönmemin tek sebebi pandemi sırasında ücretsiz bir çocuk kitabını paylaşmak istememdi. Bunun hemen ardından kendilerinin açıkça iyi, kibar ve progresif olduğuna inanan aktivistler, kendilerinde benim konuşmalarımı denetleme, beni nefretle suçlama ve bana misojinistik hakaretler etme hakkını görerek zaman tünelime geri doluştu. Hepsinden önemlisi, bu tartışmaya dahil olan her kadının bildiği gibi, TERF olduğum söylendi.

Eğer henüz bilmiyorsanız – ve niye bilesiniz ki? –, “TERF”, trans aktivistler tarafından uydurulan, Trans-Dışlayıcı Radikal Feminist (Trans-Exclusionary Radical Feminist) yerine kullanılan bir kısaltmadır. Pratikte, büyük çoğunluğu hiç radikal feminist olmamış oldukça geniş bir kadın grubu TERF olarak görülmektedir. Sözde TERFlerin örnekleri çeşitlidir: Gey çocuğunun homofobik zorbalıktan kaçmak için cinsiyet değiştirmesinden korkan anneden tutun öncesinde feminizmle alakası olmayan ve sırf kendini kadın olarak tanımlayan erkeklerin kadın soyunma odalarına girmesine izin verdikleri için Marks & Spencer’a bir daha gitmeyeceğine yemin eden yaşlı kadına kadar herkes bir TERFtür. İroniktir ki, radikal feministlerin transları dışladığı doğru bile değildir. Aksine, feminizmlerine trans erkekleri de dahil ederler çünkü onlar kadın olarak doğmuşlardır.

Ancak TERFçülük suçlaması birçok insanın gözünü korkutmakta yeterince başarılı olmuştur. Öyle ki, bir zamanlar çok beğendiğim kurumlar ve organizasyonlar oyun alanında gereken taktikler karşısında suspus olageldi. “Bize transfobik diyecekler!”, “Trans insanlardan nefret ettiğimizi söyleyecekler!”. Ee, sonra da pireleriniz olduğunu mu söyleyecekler? Biyolojik bir kadın olarak söyleyebilirim ki liderlik pozisyonunda olan birçok insanın gerçekten daha “taşaklı” olmaya başlaması lazım (şüphesiz ki bu palyaço balığının insanların iki cinsiyetli olmadığını kanıtladığını düşünenlerce literal anlamda mümkün olmalıdır).

Öyleyse, niye bunu yapıyorum? Neden sesimi yükselteyim? Neden sessizce araştırmama devam edip kafamı aşağıda tutmayayım?

Açıkçası, yeni trans aktivizmi hakkında kaygılı olmak ve bunlar hakkında sesimi yükseltmeye karar vermek için beş sebebim var.

İlk olarak, İskoçya’da sosyal mahrumiyeti azaltmaya odaklanan ve bunu yaparken özellikle kadınlara ve çocuklara odaklanan cömert bir vakfım var. Diğer şeylerle birlikte, vakfım kadın mahkumlar, aile içinde şiddet görenler veya cinsel istismara uğrayanlar için geliştirilen projeleri destekliyor. Ayrıca, kadın ve erkeklerde çok farklı şekilde gelişen MS denen bir hastalığın tıbbi araştırması için fon sağlıyorum. Bir süredir açık bir şekilde farkında olduğum üzere, yeni trans aktivizminin desteklediğim pek çok dava üstünde oldukça büyük bir etkisi var (veya tüm talepleri karşılanırsa büyük bir etkisi olması muhtemel) çünkü yeni trans aktivizmi biyolojik cinsiyetin yasal tanımını ortadan kaldırmak ve onun yerine toplumsal cinsiyeti koymak için zorlayabildiği kadar zorluyor.

İkinci sebebim şu: Eski bir öğretmen olmam ve çocuklar için bir hayırseverlik kurumunun kurucusu olmam hem eğitime hem de korumacılığa ilişkin ilgime motivasyon sağlıyor. Birçokları gibi, trans hakları hareketinin bu ikisi üzerinde olan etkisine dair ciddi endişelerim var.

Üçüncüsü, çokça yasaklanan bir yazar olarak, ifade özgürlüğü beni alakadar ediyor ve ifade özgürlüğünü -Donal Trump için bile- alenen savunageldim.

Dördüncüsü işlerin gerçekten kişiselleşmeye başladığı nokta. Hem cinsiyet değiştirme kararı alan genç kadınların sayısının ve hem de vücutlarını ve doğurganlıklarını geri çevrilemez şekilde değiştirdikleri için pişmanlık duyan ve cinsiyet değiştirdikten sonra eski cinsiyetlerine dönenlerin sayısının inanılmaz oranda artıyor olması beni kaygılandırıyor. Bazıları, kendileriyle aynı biyolojik cinsiyetteki insanlardan hoşlandıklarını fark ettikleri zaman cinsiyet değiştirdiklerini ve değişim kararlarının sebebinin kısmen toplumdaki veya ailelerindeki homofobi olduğunu dile getiriyor.

Düzgünce araştırmaya başlamadan önceki ben de dahil olmak üzere insanların büyük çoğunluğu muhtemelen on yıl öncesinde cinsiyet değiştirmek isteyen insanların büyük çoğunluğunun erkek olduğunun farkında değildir. Durum şu an bunun tam tersi. Birleşik Krallık’ta cinsiyet değiştirme tedavisine yönlendirilen kızların sayısında %4400’lük bir artış olageldi. Otistik kızların sayısı bu grup içerisinde devasa bir yüzdeyi kaplıyor. Aynı fenomen Amerika’da da görülegeldi. 2018’de, Amerikalı doktor ve araştırmacı Lisa Littman bu konuyu araştırmaya koyuldu. Kendisi bir söyleşide şöyle dedi:

“İnternetteki ebeveynler, birçok arkadaşın ve hatta bütün haliyle arkadaş gruplarının kendilerini transseksüel olarak tanımladıkları çok tuhaf bir transseksüel kimlik tanımlaması örüntüsü tarif etmekteydi. Eğer bu olayın olası faktörleri olarak sosyal bulaşıcılığı ve arkadaş çevresi etkilerini göz önünde bulundurmasaydım ihmalkarlık etmiş olurdum”.

Litman, Tumblr’dan, Reddit’ten, Instagram’dan ve YouTube’tan Hızlı Gelişen Toplumsal Cinsiyet Disforisi’nin (Rapid Onset Gender Dysphoria) etken faktörleri olarak bahsetti. Ona göre, transseksüel kimlik tanımlaması bağlamında “gençlik özellikle izole edilmiş yankı odaları yaratageldi”.

Litman’ın makalesi sansasyona sebep oldu. Kendisi önyargılara sahip olmakla ve transseksüel insanlar hakkında yanlış bilgiler yaymakla suçlandı. Bir taciz tsunamisi altında kaldı ve hem kendisini hem de çalışmalarını kötüleyen kampanyalara maruz bırakıldı. Dergi, makalesini internetten çekti ve tekrar yayımlamadan önce tekrardan inceledi. Ancak, Litman’ın kariyeri Maya Forstater’ınkine benzer bir darbe aldı. Lisa Litman, trans aktivizminin merkezi doktrinlerinden birine, bireylerin toplumsal kimliklerinin cinsel yönelimleri gibi doğuştan geldiği şeklindeki doktrine, meydan okumaya kalkmıştı. Aktivistler, öte yandan, kimsenin trans olmaya ikna edilemeyeceğinde ısrar ettiler.

Şu andaki birçok trans aktivistin argümanı, toplumsal cinsiyet disforisi yaşayan gençlere cinsiyet değiştirme izni verilmezse kendilerini öldürecekleridir. Tavistock’tan (İngiltere’de ulusal sağlık hizmeti veren bir toplumsal cinsiyet kliniği) neden istifa ettiğini açıkladığı makalede, Marcus Evans bu argümanın ne “herhangi bir sağlam veriyle ve çalışmayla” ne de “kendisinin psikoterapist olarak çalıştığı on yıllar boyunca karşılaştığı vakalarla” uyuştuğunu söyledi.

Genç trans erkeklerin yazdıkları onların bir grup bir hayli hassas ve zeki insanlar olduklarını gösteriyor. Onların toplumsal cinsiyet disforisi açıklamalarını, aydınlatıcı anksiyete, çözülme, yeme bozuklukları, kendine zarar verme ve kendinden nefret etme tasvirlerini okudukça 30 yıl sonra doğsaydım ben de cinsiyet değiştirmeyi dener miydim diye meraklanıyorum. Kadınlıktan kaçmanın çekiciliği olağanüstü seviyede olurdu. Ergen yaşlarımda ileri derece OCD’den muzdariptim. Eğer yakın çevremde bulamadığım topluluğu ve sempatiyi internette bulsaydım inanıyorum ki kendimi babamın açıkça tercih ettiğini söylediği “oğula” çevirmeye ikna edilebilirdim.

Gençliğimde toplumsal kimlik teorisi üzerine okuduğumda kendimi zihinsel olarak ne kadar cinsiyetsiz hissettiğimi hatırlıyorum. Colette’nin kendini nasıl “zihinsel hermafrodit” olarak tasvir ettiğini ve Simone de Beauvoir’ın şu sözlerini hatırlıyorum: “Gelecekteki kadının kendisine biyolojik cinsiyeti sebebiyle konulan limitlere kızgınlık duyması gayet doğaldır. Esas soru kadının bu limitleri neden reddetmesi gerektiği değildir. Problem, kadının neden bu limitleri kabul ettiğini anlamaktır”.

1980’lerde erkek olmam pek gerçekçi bir olasılık olmadığından bana hem akıl sağlığı sorunlarımı hem de pek çok kızın ergenken kendi vücutlarına karşı vermek zorunda olduğu cinsellik odaklı irdelemelere ve yargılamalara dayalı savaşı kitaplarla ve müzikle aştım. Neyse ki, kendi ötekiliğimi ve kadın olmak hakkında yaşadığım duygu karmaşasını kadın yazarların ve müzisyenlerin eserlerinde buldum. Onlar, kadın vücutlulara fırlatabildiği her şeyi fırlatan seksist dünyanın karşısında, her şey güllük gülistanlıkmış, şirinmiş gibi hissetmememin ve zihnimde uysal olmamamın; şaşırmış, karanlık, hem seksüel hem seksüel olmayan şekilde düşünmemin, kim olduğumdan emin olmamamın kabul edilebilir bir şey olduğu konusunda bana yeniden güven verdiler.

Burada çok net olmak istiyorum: Cinsiyet değiştirmenin toplumsal cinsiyet disforisi yaşayan bazı insanlar için bir çözüm olacağını biliyorum. Ancak yaptığım kapsamlı araştırma sonucu şunun da farkındayım: Araştırmalar istikrarlı şekilde toplumsal cinsiyet disforisi yaşayan gençlerin %60-90’ının büyüyüp düzeldiklerini gösteriyor. Tekrar tekrar “sadece bazı trans insanlarla tanışmam gerektiği” söylendi. Ben de tanıştım: Çok sevimli birkaç genç insanın yanı sıra, benden daha yaşlı ve harika olan kendini transseksüel olarak tanımlayan bir kadın tanıyorum. Gay bir erkek olarak geçmişi hakkında açık olmasına rağmen, onu her zaman bir kadından başka bir şey olarak düşünmekte zorlandım ama inanıyorum (ve kesinlikle umarım ki) cinsiyet değiştirmekten tamamen mutlu. Nispeten yaşlı olması sebebiyle, uzun ve titiz bir değerlendirmeden, psikoterapiden ve aşamalı bir cinsiyet değiştirme sürecinden geçti. Şimdiki trans aktivizmi patlaması, cinsiyet değiştirmek isteyen insanların süreç boyunca kullanıp belli aşamaları geçmeleri gereken neredeyse tüm sağlam sistemlerin kaldırılmasında ısrar ediyor. Ameliyat geçirmeyi ve hormon almayı düşünmeyen bir erkek şu an bir Toplumsal Cinsiyet Tanıma Sertifikası (Gender Recognition Certificate) alabilir ve hukuken bir kadın olabilir. Birçok insan bunun farkında değil.

Deneyimlediğim en kadın düşmanı dönemde yaşıyoruz. 80’lerde, eğer olursa gelecekteki kızlarımın, bulunduğum dünyadan çok daha iyi bir dünyada yaşayacağını hayal ederdim. Ancak feminizme karşı tepkiler ve porno dolu bir internet kültürü içinde kızlar için işlerin kayda değer ölçüde kötüleştiğine inanıyorum. Daha önce kadınların şu anda olduğu kadar aşağılandığını ve insanlıktan çıkarıldığını hiç görmedim. Özgür dünyanın geçmişi cinsel saldırı suçlamalarıyla dolu başkanından ve gururlu “onları kukularından yakalayın” söylemlerinden kendilerine seks vermediği için kadınlara öfkelenen incel (istemsiz bakir [involuntary celibate]) akımına ve TERFlerin dayaklık olduğunu ve eğitilmeleri gerektiğini düşünen trans aktivistlere kadar politik spektrumun her köşesindeki erkekler aynı fikirde gibi görünüyor: kadınlar belalarını arıyor. Her yerde kadınlara susmaları, oturmaları, ya da benzer başka bir şey yapmaları söyleniyor.

Kadınlığın biyolojik olarak gelen cinsiyetteki bedende bulunmadığıyla ilgili tüm argümanları ve biyolojik kadınların ortak deneyimleri olmadığıyla ilgili tüm söylemleri okudum ve bunları derinden kadın düşmanı ve gerici buluyorum. Ayrıca, biyolojik cinsiyetin önemini reddetmenin aşikar amaçlarından biri bazılarının acımasızca ayrıştırıcı gördüğü kadınların kendi biyolojik gerçeklikleri olabileceği -veya eşit derecede tehdit edici şekilde- onları birleşik bir politik sınıf haline getiren ortak gerçeklikleri olabileceği fikrinin altını oymaktır. Son birkaç gün içinde aldığım yüzlerce e-posta, bu fikre yapılan saldırının diğerlerini de ilgilendirdiğini kanıtlıyor. Kadınların trans müttefikler olması yeterli değildir. Kadınlar, trans kadınlar ve kendileri arasında önemli bir fark olmadığını itiraf ve kabul etmelidir.

Ama benden önce birçok kadının söylediği gibi, “kadın” bir kostüm değildir. “Kadın” bir erkeğin kafasındaki bir fikir değildir. “Kadın” pembe bir beyin, Jimmy Choos ya da şu anda bir şekilde progresif olarak nitelendirilen diğer cinsiyetçi fikirlerden hoşlanmak değildir.

Dahası, kadınları “menstruatörler” ve “vulvalı insanlar” olarak adlandıran “kapsayıcı” dil, birçok kadına insanlık dışı ve aşağılayıcı geliyor. Trans aktivistlerin neden bu dilin uygun ve nazik olduğunu düşündüklerini anlıyorum ama şiddet eğilimli erkekler tarafından üzerimize hakaretler tükürülen bizler için bu dil tarafsız değil, düşmanca ve yabancılaştırıcı.

Bu da beni şu anki trans aktivizmin sonuçları hakkında derin endişe duyduğum beşinci nedene getiriyor.

Yirmi yılı aşkın bir süredir halkın gözü önündeyim ve aile içi istismar ve cinsel saldırıdan kurtulan biri olmak hakkında hiçbir zaman açık bir şekilde konuşmadım. Bunun nedeni başıma gelen şeylerden utandığım için değil, onları tekrar gözden geçirip hatırlamanın için travmatik olduğu için. Ayrıca, ilk evliliğimden olan kızımı koruyorum. Ona da ait olan bir hikayenin tek sahibiymiş gibi davranmak istemedim. Ancak, kısa bir süre önce, kızıma hayatımın bu kısmı hakkında halka açık bir şekilde dürüstçe konuşsam nasıl hissedeceğini sordum ve beni bu yönde ilerlemeye teşvik etti.

Bunlardan sempati kazanmak için değil geçmişleri benim gibi olan ve tek eşlilikle ilgili kaygılarından ötürü yobaz olarak yaftalanan kadınlarla dayanışma kurmak adına bahsediyorum.

İlk şiddetli evliliğimden bir miktar güçlükle kaçmayı başardım ama şimdi gerçekten iyi ve ilkeli bir adamla evliyim. Milyonlarca yıl geçse beklemeyeceğim şekilde güvenli ve emniyetliyim. Buna rağmen, şiddet ve cinsel saldırı tarafından bırakılan yara izleri ne kadar sevildiğiniz ve para kazandığınız fark etmeksizin yok olmuyor. Sürekli ürkek olmam bir aile şakası haline geldi – ve ben bile komik olduğunu biliyorum – ama ani yüksek seslerden ve arkamdan ben duymadan yaklaşılmasından nefret etme sebeplerimin aynılarına kızlarımın sahip olmaması için dua ediyorum.

Eğer kafamın içine girip şiddet gösteren bir adamın elinde ölen bir trans kadın hakkında okuduğumda ne hissettiğimi anlayabilseydiniz, birlik ve yakınlık bulurdunuz. Bu trans kadınların yeryüzünde geçirecekleri son saniyelerde yaşayacakları teröre dair içgüdüsel bir anlayışım var çünkü beni hayatta tutan tek şeyin saldırganımın güvenilmez şekilde kendini kısıtlaması olduğunu fark ettiğimde dehşete düştüğüm anları biliyorum.

Kendilerini trans olarak tanımlayan insanların çoğunluğunun başkaları hiçbir tehdit oluşturmadığına ve hatta özetlediğim tüm nedenlerden dolayı savunmasız olduklarına inanıyorum. Trans insanlar korumaya ihtiyaç duyuyor ve bunu hak ediyorlar. Kadınlar gibi, cinsel partnerleri tarafından öldürülmeleri büyük bir olasılıktır. Seks endüstrisinde çalışan trans kadınlar, özellikle beyaz olmayan trans kadınlar büyük risk içerisindedir. Bildiğim diğer tüm aile içi taciz ve cinsel saldırıdan kurtulanlar gibi, erkekler tarafından istismar edilen trans kadınlarla ilgili empati ve dayanışmadan başka bir şey hissetmiyorum.

Trans kadınların güvende olmasını istiyorum. Aynı zamanda, doğuştan kızları ve kadınları daha az güvenli hale getirmek istemiyorum. Banyoların ve soyunma odalarının kapılarını kadın olduğunu düşünen veya hisseden her erkeğe açtığınızda – ve dediğim gibi, toplumsal cinsiyet onay sertifikaları artık ameliyat veya hormona ihtiyaç duyulmadan verilebilir – kapıları içeri girmek isteyen tüm erkeklere açarsınız. Bu basit bir gerçektir.

Cumartesi sabahı, İskoç hükümetinin tartışmalı cinsiyet tanıma planlarına devam ettiğini okudum. Bu aslında bir erkeğin “kadın olmak” için ihtiyaç duyduğu tek şeyin bir kadın olduğunu söylemesi anlamına geliyor. Son derece çağdaş bir kelime kullanmak gerekirse bu durum karşısında “tetiklendim”. Karantinadayken sadece çocuklara yeni kitabım için çizdikleri resimler hakkında geri bildirim bulunmak için sosyal medyaya girdiğimde, trans aktivistler tarafından yapılan acımasız saldırılar sonucu Cumartesi’nin çoğunu kafamın içindeki çok karanlık bir yerde, yirmilerimde yaşadığım ciddi bir cinsel saldırının anılarının tekrar tekrar gözümün önüne geldiği bir yerde geçirdim. Bu saldırı, savunmasız olduğum bir zaman ve mekanda bir fırsattan yararlanan bir adam tarafından yapıldı. Bu anıları tekrar tekrar yaşamayı durduramadım ve hükümetimin kadın ve kız çocuklarının güvenliği ile ilgili bu kadar sorumsuzca davrandığına inanmam karşısında öfkemi ve hayal kırıklığımı kontrol etmekte zorlanıyordum.

Cumartesi akşamı geç saatlerde, yatmadan önce Twitter’da çocukların resimlerini kaydırarak ilerlerken, Twitter’ın ilk kuralını unuttum – asla, asla kaliteli bir sohbet bekleme – ve kadınlar hakkında aşağılayıcı bir söylem olduğunu düşündüğüm şeye tepki gösterdim. Biyolojik cinsiyetin önemi hakkında konuştum ve o zamandan beri bunun cezasını çekiyorum. Bir transfobik, pislik, kahpe ve TERF’tüm ve boykot edilmeyi, yumruklanmayı ve ölümü hak ediyordum. Biri Sen Voldemort’sun bile dedi, açıkça anlayacağım tek dilin bu olduğunu düşünerek.

Onaylanmış etiketleri (hashtag) tweetlemek çok daha kolay olurdu – çünkü tabii ki trans hakları insan haklarıdır ve elbette transların hayatları önemlidir – ayıklığınızı gösteren çerezleri kapıp ne kadar erdemli olduğunuzu gösteren gün batımı sonrası kızıllık eşliğinde duyar kasarak güneşlenin. Uyumun içinde neşe, rahatlama ve güvenlik vardır. Simone de Beauvoir’ın da yazdığı gibi, “… şüphesiz kör esarete katlanmak kurtuluş için çalışmaktan daha rahattır; ölüler de dünyaya yaşayanlardan daha uygundur. ”

Çok sayıda kadın trans aktivistlerden haklı bir şekilde korkuyor; bunu biliyorum çünkü birçoğu hikayelerini anlatmak için benimle iletişime geçti. Doxing’ten (tur., sanal ortamdan kişisel bilgilere ulaşma), işlerini veya geçim kaynaklarını kaybetmekten ve şiddetten korkuyorlar.

Fakat bitmek bilmeksizcesine tatsız bir şekilde trans aktivizmin sabit bir hedefi yapılmama rağmen, politik ve biyolojik bir sınıf olarak “kadına” açık şekilde kötülük yaptığına ve arkasına saklanan saldırganlara koruma sağladığına inandığım bu akıma boyun eğmeyi reddediyorum. Cesur kadınların ve erkeklerin, geylerin, eşcinsel olmayanların ve transların, ifade ve düşünce özgürlüğünün ve toplumdaki bazı çok savunmasız insan gruplarının (genç gey çocuklar, kırılgan ergenler, tek biyolojik cinsiyetli alanlarına dayanan ve onları geri isteyen kadınlar) hakları ve güvenliğinin taraftarlarının yanında duruyorum. Anketler, tek biyolojik cinsiyetli alan isteyen kadınların büyük çoğunluğu oluşturduğunu gösteriyor ve sadece erkek şiddetiyle veya cinsel saldırıyla hiç karşılaşmak zorunda kalmamış kadar ayrıcalıklı veya şanslı olanları veya bunların ne kadar yaygın olduğuna dair kendilerini eğitme zahmetine girmeyenleri dışarıda bırakıyor.

Bana umut veren tek şey, protesto edebilen ve örgütlenebilen kadınların bunu yapıyor olmaları ve yanlarında gerçekten iyi erkeklerin ve trans insanların olması. Bu tartışmadaki en yüksek sesleri yatıştırmaya çalışan siyasi partiler, kadınların kaygılarını görmezden gelerek kadınları tehlikeye atmaktadır. Birleşik Krallık’ta kadınlar, zor kazanılmış haklarının altının oyulmasından ve sürekli verilen gözdağlarından endişelendikleri için partiler aracılığıyla birbirlerine ulaşmaya çalışıyorlar. Konuştuğum toplumsal cinsiyete karşı eleştirel bakan kadınların hiçbiri trans insanlardan nefret etmiyor; aksine, birçoğu ilk etapta trans gençliği için endişe duymalarından ötürü bu konuyla ilgilenmeye başladı ve sadece hayatlarını yaşamak istemelerine rağmen desteklemedikleri, marka haline gelmiş bir aktivizm için geri tepme ile karşı karşıya kalan trans yetişkinlere karşı büyük bir sempati duyuyorlar. En büyük ironi, kadınları “TERF” kelimesiyle susturma girişiminin, on yıllardır hareketin görüp geçirdiğinden daha fazla genç kadını radikal feminizme doğru itmiş olabileceğidir.

Söylemek istediğim son şey şu. Bu makaleyi, herhangi birinin benim için bir sebepten üzgün hissetmesini umarak yazmadım. Yazının bununla alakası yok. Ben olağanüstü düzeyde şanslıyım; kurtulanlardan biriyim ve kesinlikle bir mağdur değilim. Geçmişimden bahsettim çünkü bu gezegendeki diğer tüm insanlar gibi korkularımı, ilgilerimi ve görüşlerimi şekillendiren karmaşık bir geçmişim var. Kurgusal bir karakter oluştururken bu iç karmaşıklığı asla unutmadığım gibi konu trans insanlara geldiğinde de onu kesinlikle unutmam.

Tek rica ettiğim – tek istediğim – benzer empati, benzer anlayış, tek suçu tehditlere ve tacize maruz kalmadan endişelerinin duyulmasını istemek olan milyonlarca kadına el uzatılması.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir