Bireyci Feminizm Okulu Çeviri

Bir Hareket Başlatan Üç Kadın

Bu yazı, CATO Institute’te 13 Haziran 2009’da yayımlanan “Three Women Who Launched a Movement” isimli yazının Türkçe çevirisidir. Yazı, CATO Institute tarafından Kadın Tarihi Ayı’nda, yazıda geçen üç kadının başarısının altmış altıncı yıldönümünde onlara saygı göstermek amacıyla yazılmıştır. Çeviren: Mete Han Gencer Görsel: Hilal Güler, dijital kolaj.

Altmış altı yıl önce, Amerika’daki düşünceli, iyi niyetli, eğitimli tüm insanlar geleceğin sosyalizmde olduğunu anlamıştı. Ortalama vatandaşın özel girişim, kısıtlı devlet, bireysel haklar içeren Amerikan sisteme olan tuhaf inancı sürmekteydi ancak işin erbapları – akademisyenler, sanatçılar, gazete ve radyo bilirkişileri, kapitalist deneyin çoktan vadesini doldurduğunda hemfikirdi. Ezici çoğunluk, yaklaşan asrın iyiliksever uzmanlar tarafından yönetilen ekonomilerle dolu olacağına inanıyordu: piyasanın kaotik, aman vermez rekabeti yerini rasyonel merkezi planlamaya bırakacaktı.

Tarih genelgeçer inanışlara pek hoş davranmadı. Ama entelektüel iklimin değişimi sosyalist ekonomilerin çöküşünden önce gerçekleşti. Klasik liberal fikrin dirilişinin ilk işareti 1943’te yayımlanan, amansızca bireyciliği ve serbest piyasa kapitalizmini savunan üç çığır açıcı kitapla geldi. 1940’lar için bu kitapların içeriği ne kadar alışılmadık duruyorsa yazarları da en az o kadar alışılmadıktı – liberteryen gazeteci John Chamberlain’in biyografisinde şöyle tarif edilen üç fevkalade kadın:

“Ödlek erkeklere kalsa hiçbir şeyin olacağı yoktu… Gerçekten, erkek dolu iş camiasına alaycı bakışlar atarak eski bir Amerikan felsefeye olan inancı tekrardan ateşleyen bu üç kadından başkası değildi – [Isabel] Paterson, Rose Wilder Lane ve Ayn Rand. Hiçbiri ekonomist değildi. Ve hiçbirinin doktorası yoktu.

Albert Jay Nock’un Our Enemy the State ve Hillaire Belloc’un The Serville State’inin mesajlarını zaten özümsemiştim, ancak Nock’un toplumsal güç kavramını detaylıca gerçekliğe döken Isabel Paterson’ın The God of the Machine’i, Rose Lane’in The Discovery of Freedom’ı ve Ayn Rand’ın The Fountainhead’i (ve sonradan) ve Atlas Shrugged’ı idi. Bu kitaplar, hayat devletin kayırmalarıyla dönen kontrolsüz bir kargaşadan fazlasıysa üreticiye yönelik yeni bir tavır takınılması gerektiğini açıkça gösterdi.”.

Paterson, Lane ve Rand, tam olarak bunu yapmaya başladı. Her biri kendine özgü bir düşünürdü. Ama hepsi liberal fikirlerin büyük popülerleştiricileri olarak bir iz bıraktı. Etrafı eleştirilerle çevrelenmiş birkaç liberal ekonomist, şiddetle, hiçbir planlanmış ekonominin bir kapitalist sistemin üretkenliğine yetişemeyeceğini öne sürmüştü. Ancak bu ekonomik argümanlar, teknik güçlerine rağmen, ütopik sosyalist tasavvurları popüler hale getiren hayal gücüyle boy ölçüşemiyordu. Bu üç kadın – resmi eğitimden neredeyse tamamen yoksun Lane ve Paterson ve sonradan öğrendiği bir dille kurgu yazan Ayn Rand – tam olarak bu hayal gücü kapışmasının yapılmasını sağladı. Lane ve Paterson’ın geniş kapsamlı tarih kitapları, insanlığın barbarlıktan medeniyete nasıl yükseldiğini sivil özgürlükler, güvenilir mülkiyet hakları ve maddesel gelişimin arasındaki zaruri bağlantıları ortaya çıkararak açıkladı. Rand’in atılgan ve parlak bir mimarın zihninin bağımsızlığının hor görüldüğü bir meslekte iş bütünlüğünü korumaya çalışmasını anlattığı bir alegorik hikaye bunlardan bile daha başarılı oldu. Bilhassa bir romantik destan olan The Fountainhead, dönemin geçici entelektüel meraklarının sert bir eleştirisi görevini gördü ve daha sonra Atlas Shrugged’ta detaylı şekilde geliştirilecek objektivist rasyonel bencillik felsefesine dokundurdu.

Bu üçlünün etkisi rastlantı değildi: etik ve din konusunda bazı anlaşmazlıkları olsa da, fikir savaşına girişen silah arkadaşları gibi, birbirleriyle sık sık mektuplaştılar (bazen arkadaştılar da). Ancak birlikte verdikleri savaştaki şansları pek yüreklendirici değildi: Özel girişimin sembolü haline gelmiş endüstri kaptanları bile egemen alışılmışlıklara diz çökme eğilimindeydi. 1945’te Rand cesurca Paterson’a şöyle yazdı: “Haklıydın, onların yardımı olmadan bunu yapamayız. Kapitalizmi kapitalistlerden kurtarmamız gerekecek”.

40’ların cesaret kırıcı entelektüel iklimini inceleyen F. A. Hayek şöyle yazmıştı:

“Özgür bir toplum inşa etmeyi yine bir entelektüel macera, bir kahramanlık haline getirmeliyiz… Özgür bir toplumun felsefi temellerini canlı bir entelektüel mesele haline getirmediğimiz ve uygulamasını en canlı zihinlerin hünerlerini ve hayal gücünü zorlayacak bir görev yapmadığımız sürece özgürlüğe erişme olasılığımız muğlak. Ancak liberalizmin en iyi döneminden kalan güçlü fikirlere olan inancımızı geri kazanabilirsek savaş henüz kaybedilmiş değildir.”.

Savaş, tarihin şimdiye dek gösterdiği kadarıyla, henüz kaybedilmiş değildir ve bunda Rand, Paterson ve Lane’in güçlü fikirlere olan inancı küçük bir rol oynamıyor. Kendilerini geleneksel politik sınıflandırmalarla kısıtlandırmadan solun her derde deva olarak ortaya sürdüğü kolektivist ekonomi fikirlerine saldırmakla kalmadılar, bir de bunu hem hayatlarında hem kariyerlerinde, sağın kutsal gördüğü cinsiyet rollerinin tamamen yanlış olduğunu göstererek yaptılar. Bu süreçte, modern liberteryen hareketin temellerini attılar.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir